Bir şehre hizmet etmek için yola çıkanlar, işe önce o şehri tanımakla başlamalıdır. Sokaklarını, hafızasını, insanını… Ama her şeyden önce değerlerini. Çünkü bir şehir, yalnızca binalardan ve caddelerden ibaret değildir; onu şehir yapan, geçmişi, emeği ve vefasıdır. Hele ki bir kişi, devlet eliyle halka hizmet etmek üzere görevlendirilmişse, şunu çok iyi bilmelidir: Devletin itibarı, verilen sözlere sadakatle ve toplum tarafından kabul görmüş değerlere saygı gösterildikçe artar. Devlet, ancak vefa gösterdiğinde büyür; ancak hak ve adaletle ayakta durur.Vicdan ve sezgi sahibi olan herkes, şahadetin ne anlama geldiğini de bilir. Benim dedem gibi, hak ve vatan uğruna canını verenler ya da vermeye hazır olanlar; bir hayırseverin adının, emeğinin ve hatırasının bir yerden kaldırılarak, yerine kendi adının verilmesini asla istemez. Böyle bir talep, kasıtlı olsun ya da olmasın, büyük bir gaflettir. Şehitlerimiz, o gün seslerini duyuramasalar bile bilinmelidir ki; bu tür vefasızlıklar karşısında kemikleri sızlar. Çünkü şahadet, hak içindir. Dahası, bu tür uygulamaların olması halinde bundan haberdar olacak olan şehit ailelerinin de derin bir rahatsızlık duyacağı aşikardır. Bir şehirde önce şehitlerinin hatırasına, hayırseverlere, sonra ömrünü bu şehre adamış insanlara değer verilmelidir. Vefa, bir lütuf değil; bir borçtur. “Devlette vefa yoktur” derler ya… Bu söz bütünüyle yalandır. Devlet vefalıdır. Ve vefalı olduğu için kutsaldır. Vefa, asaletin sembolüdür. Vefasızlık ise uğursuzluktur. Sözün özü şudur: Bu bir çağrı, hatta bir davet olsun. Şehre hizmet için gelen Beyler, Efendiler, önce bu şehri tanısın. Değerlerini bilsin. Hafızasına saygı duysun. Ve asaletini, vefa göstererek ifade etsin. Şehri tanıyan, değerini bilen ve asaletini ifade edenlere saygılarımla…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
AZİZ DENİZ
Şehri Sevebilmek
Bu Yazı Siyasi Değildir
Bir şehre hizmet etmek için yola çıkanlar, işe önce o şehri tanımakla başlamalıdır. Sokaklarını, hafızasını, insanını… Ama her şeyden önce değerlerini. Çünkü bir şehir, yalnızca binalardan ve caddelerden ibaret değildir; onu şehir yapan, geçmişi, emeği ve vefasıdır. Hele ki bir kişi, devlet eliyle halka hizmet etmek üzere görevlendirilmişse, şunu çok iyi bilmelidir: Devletin itibarı, verilen sözlere sadakatle ve toplum tarafından kabul görmüş değerlere saygı gösterildikçe artar. Devlet, ancak vefa gösterdiğinde büyür; ancak hak ve adaletle ayakta durur.Vicdan ve sezgi sahibi olan herkes, şahadetin ne anlama geldiğini de bilir. Benim dedem gibi, hak ve vatan uğruna canını verenler ya da vermeye hazır olanlar; bir hayırseverin adının, emeğinin ve hatırasının bir yerden kaldırılarak, yerine kendi adının verilmesini asla istemez. Böyle bir talep, kasıtlı olsun ya da olmasın, büyük bir gaflettir. Şehitlerimiz, o gün seslerini duyuramasalar bile bilinmelidir ki; bu tür vefasızlıklar karşısında kemikleri sızlar. Çünkü şahadet, hak içindir. Dahası, bu tür uygulamaların olması halinde bundan haberdar olacak olan şehit ailelerinin de derin bir rahatsızlık duyacağı aşikardır. Bir şehirde önce şehitlerinin hatırasına, hayırseverlere, sonra ömrünü bu şehre adamış insanlara değer verilmelidir. Vefa, bir lütuf değil; bir borçtur. “Devlette vefa yoktur” derler ya… Bu söz bütünüyle yalandır. Devlet vefalıdır. Ve vefalı olduğu için kutsaldır. Vefa, asaletin sembolüdür. Vefasızlık ise uğursuzluktur. Sözün özü şudur: Bu bir çağrı, hatta bir davet olsun. Şehre hizmet için gelen Beyler, Efendiler, önce bu şehri tanısın. Değerlerini bilsin. Hafızasına saygı duysun. Ve asaletini, vefa göstererek ifade etsin. Şehri tanıyan, değerini bilen ve asaletini ifade edenlere saygılarımla…