Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

SALGIN SARMALINDA HAYAT

Yazının Giriş Tarihi: 28.04.2020 00:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.04.2020 00:00
Bir salgının sınırlar ötesine yayılarak küresel hayatı etkisi altına alması yeni bir durum değil. Mesela; tarihte yüz milyonlarca insanın hayatını kaybettiği ve yüzyıllar boyu süren Jüstinyen vebası süreci tam bir insanlık dramı… Yine, Avrupa nüfusunun neredeyse yarısını kaybettiği (1347-1351) “Kara veba” olarak bilinen salgın da tarihin akışını bile etkilemiş… Hatta Katolik kilisesinin toplumu kontrol ve denetim gücü bile tartışılır olmuş… Nüfus da ancak iki yüz yıl sonra aynı noktaya gelebilmiş… Açıkçası tarihte yaşanmış olan bütün salgınların yıkıcı etkisi görülmüş… Hepsinde de sosyal, ekonomik ve kültürel bakımdan çöküş yaşanmış. Yalnız, şunu da belirtelim; Osmanlı o dönemde acı tecrübelerden yararlanarak Avrupa’daki bu vahamet arz eden durumdan dersler çıkartmış ve önlemler almayı başarmış. Nihayetinde veba salgınlarının sırrı; 1894’de ‘Yersinia Pestis’ bakterisinin izole edilmesi ile asırlar sonra çözülebilmiş. Osmanlı da aynı tarihte Pasteur Enstitüsünden yardım alarak Bakteriyolojihaneyi (Bilimsel araştırma yapan ilk kurum) teşekkül ettirmiş. Tabii, günümüzde Covid-19 nihayet izole edilebildi edilmesine ama bugünden yarına bir sonuç elde etmekten daha ziyade, hayatın normale dönebilmesi bakımından daha epeyce yolumuz varmış gibi görünüyor. Malumunuz; ortada çok fazla bilinmez var. Mesela; Covid-19’a olan bağışıklık kalıcı mı, yoksa hastalığı geçirmiş olan kişi, bir yıl sonra tekrar hastalanabilir mi? Bu sorunun cevabı henüz bilinmiyor. Takdir edersiniz ki, virüsün hangi yönde evirileceğini kestirmek de mümkün değil. Aşı geliştirilmesi meselesi, gündemin tepesine oturmuş durumda. Hayatın normale dönmesinin olmazsa olmazı özelliğini koruyor. Diğer taraftan, doğal akışında salgın olgusundan bir an evvel kurtulabilmek bakımından bağışıklık kazanan kesimin yüzdesi merak konusu. Bu bağlamda toplumda yüzde 70’in bağışıklık kazanmış olmasının normalleşme yönünde iyimser bir tablo ortaya çıkabileceği de konuşuluyor. Tabii, belirsizlikler ve sosyo ekonomik bakımdan baskı altında olan insanların zihninde de hep aynı soru; “Ne zaman normal hayata döneceğiz?” Diyelim ki, bir mucize oldu ve beklenenden çok daha kısa sürede bir aşı geliştirilerek piyasada uygulanmaya başlandı. Olur ya; bu sırada da Covid-19 mutasyona uğradı ve yeni haliyle de ölümcül özelliğini sürdürüyor. Geliştirilmiş olan aşı işlevini sürdürebilecek mi? Ekranlarda her akşam akademisyenlere sorular yöneltiliyor. Dikkat ediyorsanız hiç kimse net bir şey söylemiyor, söyleyemiyor. Daha ziyade cevapların ortaya çıkacak olan verilerde saklı olduğuna işaret ediliyor. Elbette, kötümser olunmamalı, iyimser düşünmeli, ancak demem o ki; bu koronavirüs salgınında bilinmezler göz önünde bulundurularak, evdeki hesabın çarşıya uymama ihtimali de göz ardı edilmemeli. Şimdi gözler epidemiyolojik araştırmalardan çıkacak sonuçlara çevrilmiş durumda. Gözlemsel ve deneysel olarak, tanımlama, çözümleme bakımından sahada yapılan çalışmaların bir süre sonra gündem oluşturması ihtimali kuvvetlidir. Küresel hayatı bütünüyle kuşatmış olan koronovirüs salgını, ulusal farklılıklara, yerel, yöresel yaşam biçimlerine rağmen, insanlık âlemine aynı dramı yaşatıyor. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna uzanan adeta küresel bir duygudaşlık oluştu. ABD’den, İtalya’dan, İspanya’dan, Fransa’dan gelen acı haberler, yürek yakan görüntüler karşısında hepimiz; dil, din, ırk farlılıklarını aklımızın ucundan bile geçirmeden aynı hüznü, aynı üzüntüyü yaşamıyor muyuz? Yazımın başında tarihte yaşanan salgınların yıkıcı, tahrip edici özelliklerine değinmeye çalıştım. Bugün beklenmedik bir anda kendimizi ortasında bulduğumuz bu salgınının, elbette doğası gereği sosyal, ekonomik ve kültürel hayatın akışını değiştirmesi de kaçınılmaz görünüyor. Sevgili dostlar; bu kerteden sonra sosyal mesafe kuralı küresel anlamda insanlığın yaşam tarzının temelini oluşturacağı netleşmiş durumda. Bilim insanları koronavirüsün iki yıl içinde kaybolabileceği öngörüsünün yanı sıra, beş yıl daha hayatiyetini sürdürme ihtimalinin de görmezden gelinmemesini söylüyor. Anlaşılan bundan sonra tokalaşmak yerine Uzakdoğulular gibi belli bir mesafeden selamlaşmayı da öğreneceğiz. Sağlıkla kalın efendim.
Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.