
Los Angeles’teki University of Southern California (USC) Yer Bilimleri Bölümü tarafından yürütülen ve bilim dünyasında ses getiren yeni bir araştırma, Marmara Denizi’nin altındaki fay sistemine ilişkin yerleşik algıları değiştirecek bulgular sundu. Sezim E. Güverçin ve Sylvain Barbot imzalı çalışmaya göre, bölgedeki jeolojik yapı, biriken gerilimin bir kısmının sessizce boşalmasına imkan tanıyor. Özellikle Yalova açıklarını ve Çınarcık Havzası’nı mercek altına alan raporda, bu bölgelerin olası büyük bir kırılma karşısında doğal bir fren mekanizması görevi gördüğü belirtildi. Gelişmiş sismik döngü simülasyonları kullanılarak hazırlanan modellemede, fay hattındaki yüksek ısı akısı ve kalın tortul katmanların "fay sürünmesi" (creep) adı verilen harekete yol açtığı ve bunun da enerjiyi zamana yayarak boşalttığı tespit edildi. Araştırmanın Yalova’yı yakından ilgilendiren en dikkat çekici tespiti, deniz tabanındaki havzaların rolü üzerine oldu. Çalışma, Marmara Denizi içindeki Tekirdağ, Orta Havza ve özellikle Çınarcık Havzası’nın yalnızca birer jeolojik çöküntü olmadığını, aynı zamanda deprem kırılmasını yavaşlatan ya da durduran "reolojik bariyerler" gibi davrandığını bilimsel verilerle ortaya koydu. Özellikle Çınarcık bölgesindeki kalın tortul birikim ve yüksek ısı anomalisinin, fay boyunca ilerleyen deprem yırtılmasına karşı doğal bir engel oluşturduğu vurgulandı. Bu yapısal özelliğin, kırılmanın batıdan doğuya ya da doğudan batıya tek parça halinde ilerlemesini güçleştirdiği, dolayısıyla fayın tamamının aynı anda kırılma ihtimalini önemli ölçüde azalttığı kaydedildi.
SÜPER DEPREM SENARYOSUNA ANTİTEZYıllardır kamuoyunda tartışılan "Marmara Fayı tek seferde kırılırsa 7.6 veya üzeri büyüklükte deprem üretir" senaryosu, Çınarcık ve çevresindeki bu doğal bariyerlerin etkisiyle ciddi bir antitezle karşılaştı. Simülasyonlar, 10 bin yıllık sismik döngüler boyunca depremlerin 7.3 büyüklüğünü aşmadığını gösterdi. Araştırmacılara göre fay, Yalova ve Çınarcık açıklarında fiziksel engellerle birbirinden ayrılan segmentler halinde çalışıyor. Tek bir "süper büyüklükte" deprem yerine, birbirini tetikleyebilen ya da farklı zamanlarda meydana gelebilecek parçalı ve orta-büyük ölçekli (6.5 – 7.0 arası) sarsıntıların daha olası olduğu ifade edildi. Tarihsel kayıtlara bakıldığında 1766 ve 1912 depremlerinin de bu parçalı kırılma yapısına uygun gerçekleştiği hatırlatıldı.
ISI AKIŞI DEPREMİ FRENLİYORRaporda, Çınarcık ve diğer havzalarda yer kabuğunun inceldiği, buna bağlı olarak yer altı sıcaklığının yüksek olduğu belirtildi. Yüksek sıcaklık ve 7 kilometreyi bulan kalın tortu tabakalarının fayın kilitlenmesini engelleyerek, deprem üretmeden yavaşça kaymasına (creep) neden olduğu açıklandı. Elde edilen bu yeni veriler ışığında İstanbul ve Yalova çevresi için deprem tehlike değerlendirmelerinin güncellenmesi gerektiği vurgulanırken, riskin tamamen ortadan kalkmadığı ancak doğanın kendi içinde depremin büyüklüğünü sınırlayan bir mekanizmaya sahip olduğu sonucuna varıldı.