BÜLENT GÜLERE-Posta : yalova@yalovahayat.com
KENDİ ŞEHRİNDE YABANCI OLMAK!
Yazarın diğer yazıları :
Bir bayramı daha geride bıraktık ve yazın sıcak günlerine başladık. Yalova, bayram süresince kalabalıktı ve bu kalabalılığın yaz boyu devam etmesi de bekleniyor. Kalabalık denilince aslında Yalovalıların sahile çıkmasını kastediyorum, aman aman bir turizm hareketliliği değil bu durum. Sahilin belirli bölümünde Türkler, bir diğer bölümünde de Arap kesim yine sahil konuşmalarında önemli bir yer tutuyor. Herkes birbirine soruyor, ‘ne olacak bu Suriyeliler?’ diye. Olacağı bir şey yok. Artık onlar da Yalova’nın bir parçası haline geldiler. Nasıl ki, Avrupa’da Türkler çeşitli ülkelerde koloniler halinde yaşamaya başladılar, o ülkenin hayat şartlarına uyum sağlamadan yaşamlarını sürdürdüler, şimdi Suriye’den Irak’tan gelenler de Türkiye’de aynısını yapıyorlar. Kabullenemiyoruz ama artık onlarla iç içe yaşamaktan başka yapacağımız bir şey de yok. Çünkü kendi lokantalarını, berberlerini, emlakçılarını, taşımacılık hizmetlerini açmış, evlerini almış, yakın zamanda Yalova siyasetine de damga vuracak duruma gelmişler. İlerideki yıllarda sorun olurlar mı? diye soranlarınız mutlaka olurlar.
İnegöl’de, Antep’te, Gölcük’te, Konya’da bazı olaylara bakıldığında zorluklar mutlaka yaşanacaktır. Çünkü yaşadıkları ülkeye uyum sağlamayan, sağlamak istemeyen bir kesim yerleşti aramıza. Ya Türkler onlara uyum sağlayacak, ya da sonu gelmeyen inatlaşmalar başlayacak. Avrupa’daki Türkler dediğimizde bir konuyu atlamayalım. Avrupa’daki Türklere kanunlar önünde hiçbir ayırım yapılmıyor, hatta daha dikkatli olmaları gerekiyor. Ülkemizde de Türkler daha dikkatli olmalı, çünkü hak hukuk devreye girdiği zaman Araplar daha korunur durumdalar. Sağlıkta öncelik yine Arapça konuşan kesimin. Bu ayrımcılığın neden yapıldığı bir türlü anlamış değiliz. Türkler kendi ülkelerinde daha az haklara sahip gibi. Ülkelerindeki savaştan kaçıp ülkemizin çeşitli şehirlerine yerleşen bu kesim, misafirperverliğin fazlasını görüyor. Uzun süredir yaşadıkları ülkenin dilini öğrenmek için bir çabaları, hevesleri de yok. Yazılarını da değiştirmeye pek yanaşmıyorlar. Yakın bir gelecekte Türkiye’nin resmi dili arasına Arapça da katılırsa kimsenin şaşırmaması gerek. Arapça ülkemizi yönetenlerin de en sevdiği dil olduğundan bu düşüncemizin hayata geçmemesi için bir neden de kalmıyor. Arap kesim; çalışkanlığı ile ön plana çıksa, ülkeye uyum sağlasa, dilini öğrense, gelenek ve göreneklerine göre yaşasa, ortada hiçbir sorun kalmayacak. Göç edenlerin eğitimlileri, iş-güç sahibi olanlarını zaten Avrupa hemen kapıyor, bizim ülkemize de orta direkler ve dilenciler kalıyor. İşte sorunlar da o zaman başlıyor. Yalova’ya baktığımızda yerleşenler arasında bir tek İran’dan gelenler farklı. İran’dan gelenler; çalışkanlar, uyumda çok fazla sorun yaşamıyorlar ve halk arasında pek tepki çeken grup da değiller. Yine dillerini konuşuyorlar, birbirleriyle oturup kalkıyorlar ve uyum sürecini en iyi şekilde değerlendiriyorlar. Sonucuna bakıldığında da İran’dan gelenler, bir süre sonra Avrupa, Amerika ülkelerine kabul ediliyorlar.
Gelelim dilenci meselesine. Artık yerli dilenci görmeyi bile özledik. Köşe başında oturup dilenen dilencilerimiz kalmadı. Şimdiki dilenciler; oturduğun yere gelen başında dikilen, yolda peşini bırakmayan ‘Hacı para’ diyen bir kesim. Dilenenlere de bakıyorsunuz ya çocuk, ya da karı-koca ve çocuktan oluşan bir ekip. Bedensel olarak sağlık durumlarında bir sorunları da görünmeyenlerden. Bir iş verdiğinizde arkasına bile bakmadan kaçan, dilenciliği meslek seçmiş bir kesimden söz ediyorum. Rahatsızlık boyutunu giderek arttıran bu kesime ‘dur’ diyecek bir kolluk kuvveti de yok. Yerli dilencileri çabuk dağıtan kolluk kuvvetlerinin ithal dilencilere yaptırım güçleri yok. Neden mi? Onlar misafir. Bazen bu konuşmaları yaptığımızda bazı arkadaşların ‘aşırı milliyetçilik yapıyorsunuz’ sözlerine muhatap oluyoruz. Bu düşüncelerin aşırı milliyetçilikle bir alakası olduğunu düşünmüyorum. Tabii ki her ülke vatandaşında milliyetçilik vardır. Fakat bu konu, milliyetçilikten daha çok kendi ülkesinde daha az hak ve özgürlüğe sahip kesimin konusu. Allah, kimseyi ülkesiz bırakmasın. Tabii ki savaş kötü bir durum. Halk gerçekten büyük zorluklar çekiyor. Ama insanların da ülkelerine sahip çıkması en önemli konuların başında gelmelidir. Dini bayramlarda ülkelerine gidenler, o ülkede savaş olduğunu bilenlerdir. Haberlerde izliyoruz, bayram öncesi gidişleri, sonrasındaki dönüşleri. Demek ki, ülkede savaş halini alt seviyelerde gördüklerinden bayramlarda ülkelerine gidebilen bir Arap topluluğu var. 10 gün savaş ihtimalini bile düşünmeyen bu insanlara, yeniden ülke kapılarını denetimsiz açmak, onlara devlet yardımları yapmak, bana mantıklı gelmiyor. Bence, devlet yardımlarının tamamen kesilip, işyerlerini aynı Türklere olduğu gibi vergilendirip, öğrenimlerinde sınavsız üniversite kazanma haklarına son verip ülkemizde yaşamalarını önerme zamanı geldi de geçiyor bile. İnsanlar kendi ülkelerinde yabancı duruma düşürülürse, gelecekte sorunların önüne geçmek oldukça zor görülüyor. Ülkemizde oluşan durumda; ev sahibi ev sahipliğini, misafir de misafirliğini bilmesi gerekir.
En çok alındığım noktalardan biri de, Fatih Caddesi’nin bir bölümünde oluşan ve Türkçe tabelanın kalmadığı yerlerde, Yalova’yı ziyaret etmek için gelenlerin fotoğraf çektirirken kullandıkları cümle. ‘Tatilimi bir Arap şehrinde geçirmekteyim, burası Yalova’ diyerek çekilen fotoğraflardaki paylaşım, şehrimizin ziyarete gelenlerce nasıl göründüğünü ortaya koymaktadır. Güzel günlerin gelmesi dileğiyle…


Yorum Ekle

Arkadaşına Gönder

Yazdır
Turgay Gözdereliler tarafından 09-06-2019 tarihinde eklenmiştir.
Eline sağlık Bülent kardeşim. Benim de çok muzdarip olduğun, beni de çok rahatsız eden bir konuyu dile getirmişsin. Ama yazdığın gibi şu aşamada yapılacak bir şey yok.
 
  KÖŞE YAZARLARIMIZ
  ANKET
yok
yok


© Copyright 2004-2019 Yalovahayat.Com
Tüm hakları saklıdır.
Code By Asilweb


Yalova Hayat'ta kullanılan resim ve fotoğraflar hiç bir şekilde, kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.
Kullananlar hakkında yasal işlem başlatılır.